Hemen hemen her üretim alanında son dönemde en çok kullanılan kelimeler; yerli ve milli. Pandemi sürecinden önce hatta 2008 küresel finans krizi ile birlikte ülkeler milli üretimlerini artırmak için daha çok çalışmaya başladı. Yetmedi, gümrük duvarlarını aşılmaz yüksekliklere ulaştırmak için küresel ticaret kurallarını zorlamaya hatta ihlâl etmeye başladılar.

Küreselleşme yok oluyor mu sorusuna cevap arandığı bir dönemi hızlandıran küresel salgın sürecinin, tarımsal üretime etkilerini tartışamaya devam etmenin tam zamanıdır.

Öncelikle ifade etmeliyim ki; salgının ilk günlerinde oluşmaya başlayan ve giderek artan tarım ve gıdanın öneminin toplum tarafından daha iyi anlaşılması durumu artık popülerliğini kaybetmeye başladı.

Her şeyi normalleştirmeye çalışırken, toplumun büyük bölümündeki tarım ve gıda algısı da eskiye dönmeye, normalleşmeye başladı. Ben, tarım konusunda ''Artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak.'' sözüne toplumun algısı açısından inanmıyorum.

Geçmişten beri tarım ve gıda sadece iklimsel felaket olduğunda, fiyatlar arttığında, yüklü miktarda ithalat yapıldığında ya da popüler bir kişi gündeme getirdiğinde konuşulur, tartışılır sonra da unutulur. Başlarda ben de heveslenmiştim; ilgili - ilgisiz, bilgili- bilgisiz herkesin tarım  ve gıda konuşması riskine rağmen artık gerçek gündemimize, toprağa, tarıma döneceğiz diye. Ancak sanırım ve üzgünüm ki; yanılıyorum.

Yine biz bizeyiz. Üreticimiz, konuşabilen bir kaç temsilci, sayısı iki elin parmağını geçmeyen gazeteci.. Başka da kimse yok.

Çok erken konuşmak sakıncalı ama, biraz cesaret göstereyim; algı ve ilgi konusunda döndük başa, geldik aynı yere.

Peki ne olacak?

Dönemim gerçeklerine yüz çeviremeyiz. Borçlanalım ithalat yapalım dönemi tam olarak bitmese de azalacak. Korumacılığın ekonomiye zararı olduğunu savunanların görüşleri ikinci planda kalacak ama özellikle tarım sektörü için tekrar güçlenecek. Tarımsal ham madde- girdi ithalatına ödediğimiz fatura artarken, ''Rekolte artışını sağlamak, kendimize yetebilmek içinithalat yapmak zorundayız.'' diyeceğiz.   

Haklılık payıda olacak bu sözlerin. Diğer sektörlerde 'gereksiz ithalat' kavramının geçerliliği olabilir. Ama tarımda üretmediğiniz zaman ithal etmeye mecbursunuz. Gerçekçi olalım. Akaryakıtı, yemin, gübrenin, tarım ilaçlarının ham maddesini, tohumun bir bölümünü, son günlerde çok konuşulan dijital tarım teknolojilerinin çok büyük bölümünü orta vadede ithal etmek zorundayız.

Ayrıca bu dönemi en az kayıpla atlatmanın çarelerinden biri yabancı yatırımları çekmek ise  bu politikanın tarım sektörü ve kırsal istihadama etkilerini, diğer sektörlere göre - işe sosyal boyutları da ekleyerek- daha detaylı irdelemeliyiz.  Milli girdi üretiminde sorunlar yaşarken, ürünü de yabancıların üretmesi, verim ve rekolte artışını sağlayabilir ama toprağımız dışında bizim olan bir şeyimiz kalmaz. Çiftçimiz de işçi olur.

Yeni ekonomik sürecin daha çok gündeme gelmesini sağladığı bir diğer konuda katma değerli üretim. Ürünü markalaştırmak için gerekli olan tüm süreçlerin sonunda gelip dayandığ nokta çok ciddi maddi kaynak ve sabır isteyen araştırma - geliştirme (AR-GE) çalışmaları. Tarımsal AR-GE'ye aktarılan kaynaklar attı. Projelerin bütüncül şekilde planlanması ve uygulanması için eskiye oranla daha çok çaba harcanıyor. Elektrikli traktör, kışlık sebzelerde yerli tohum hat ve çeşitleri üretimi, gezici hibrit sağım makinası, akıllı küpe, ilaçlama robotu gibi AR-GE projeleri gündemdeki yerini koruyor. 2017 verilerine göre OECD ülkeleri içinde tarımsal AR-GE'ye en çok kaynak aktaran 8. ülkeyiz. Bu madalyonun bir yüzü. Diğer yüzünde ise  OECD genel ortalamasının (GSYİH'ye göre %2,4) yarısına ulaşamadığımız, gayri safi yurtiçi hasılamızın (GSYH) yüzde 1'ini AR-GE harcamalarına ayırabildiğimiz gerçeği var. 

2012 yılında 151 milyon lira olan AR-GE bütçemiz  ( Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü bütçesi) 300 milyon liraya çıktı. 275 milyar liralık tarımsal hasılamızın ancak %1,1'ini  AR-GE'ye ayırabiliyoruz.  Ayrıca teşvikler için ortaya koyulan kriterler özel sektör ve üniversiteler tarafından karşılanamadığında AR-GE faaliyetleri yeterli seviyeye ulaşamıyor.  AR-GE’nin pazarlamaya yönelik yatırımlara oranla geride kaldığı özel sektörde de finansman sorunları devreye giriyor.

Bir yandan yerli üreticiyi ve tarıma girdi sağlayan milli sanayiciyi korurken, diğer yandan tarımsal girdi ham maddelerinin yurt içinde üretilmesi için AR-GE çalışmalarını artırmalıyız. ''Yerli ve milli'' kavramının içi AR-GE ile dolar... Yoksa faturası milyar dolar.