Koronaviras salgınının yarattığı ekonomik sorunlar, tüm üretim sektörleri gibi tarım sektörünü de olumsuz etkiliyor. Tarım sektörü ile gıda sektörü arasındaki sıkı bağlantı, salgının ve yarattığı ekonomik sorunların uzun vadeli olması durumunda gıda sektörünün bu durumdan nasıl etkileneceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu çerçevede son dönemde bazı önlemler alınıyor. Bunlardan biri de 21 ilde pilot uygulama olarak başlatılan "Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi-Yazlık Ekiliş Programı" kapsamında atıl Hazine arazilerinin bedelsiz olarak çiftçilere kullandırılmasıdır.

9 bin dönüm alanda ne yapılabilir?

Proje kapsamında ilk adım atılmış ve 9 milyon metrekarelik alanda uygulamanın başlatılacağı açıklanmıştır. Bu rakam 9 bin dönümlük hazine toprağının tarıma açılacağı anlamına gelmektedir. Bu konuda Bakanlık'tan yapılan açıklamada söz konusu alanın hububat, baklagiller, yağlı tohumlar ve yem bitkileri gibi ürünlerin üretimini artırmak amacıyla yapılacak "örnek ekimler" için bedelsiz olarak tahsis edileceği belirtilmektedir.

Hiç kuşkusuz, söz konusu ürünlerin üretiminin artırılması, özellikle koronavirüs salgınının yaz aylarında da devam etmesi durumunda önem taşımaktadır ve bu amaçla alınan önlemler olumlu adımlardır. Ne var ki, bu ürünlerle ilgili olarak yaşanan sıkıntılar koronavirüs salgınınından sonra başlamış değildir. Ağırlıklı olarak söz konusu ürünlerin ekildiği tarım toprakları 2002 yılından bu yana ülke genelinde 3,2 milyon hektar azalmış bulunmaktadır. Bir hektarın on bin metrekare olduğu düşünülürse, tarımsal amaçlı kullanımdan çekilen toprak miktarının metrekare hesabıyla 32 milyar metrekare olduğu görünmektedir. Bu rakam sözü edilen proje kapsamında tarıma açılacağı belirtilen 9 milyon metrekarelik alanın tam 3552 katıdır.

Bu azalmanın nedeni tarım topraklarının amaç dışı kullanımı ve üreticinin yetiştirdiği üründen yeterli kazanç sağlayamamasıdır. Nitekim, ekilen topraklardaki azalmaya paralel olarak 2002-2019 yılları arasında çiftçi kayıt sistemine dahil  661 bin 519 kişi çifçilikten vazgeçmiştir. Dolayısıyla ilk ağızda yapılması gereken şey, konjonktürel önlemlerle oyalanmak yerine bu eğilime yol açan tarım politikalarının gözden geçirilmesi ve bu amaca yönelik köklü önlemlerin bir an önce alınmasıdır.

Kendi toprağını ekmekten vazgeçen çiftçi tahsis edilen toprağı eker mi?

Burada doğal olarak şu soru akla gelmektedir. Eğer mesele ekilecek toprak azlığından değil de ekilen topraktan elde edilen kazancın yetersizliğinden kaynaklanıyorsa, başka bir deyişle çiftçi kendi mülkiyetindeki toprağı bile yeterli kazanç sağlayamadığı için ekmekten vazgeçiyorsa, son derece kısıtlı bir alanın ekime açılması neyi değiştirecektir? Kendi toprağını ekmeyen çiftçi, tarım amaçlı kullanılmamış bir toprağı üretime hazırlamak gibi zahmetli ve zor bir işe neden girişsin?

Tarım topraklarının amaç dışı kullanımı önlensin

Bilindiği gibi ülkemizde tarım topraklarının kaybedilmesinin en büyük nedenlerinden biri tarım topraklarının amaç dışı kullanımıdır. Her ne kadar kalıcı olarak yitirilmesine neden olan bu olay yasalarla kısıtlanmışsa da "tahsisler" nedeniyle toprak kaybı devam etmektedir.

Dolayısıyla tahsis edilen hazine topraklarının "örnek ekim" amaçlı kullanılmasının, bu topraklarda da belli tesislerin kurulmasını ve zaman içinde bu alanlarda yapılaşmanın artmasını beraberinde getirmesi büyük bir olasılıktır.

Çare, üretime verilen destekleri artırmak

Kısacası, tarımsal üretimi artırmak ve koronavirüsün gıda alanında  yol açabileceği sıkıntıları aşmak için önlemler mutlaka alınmalıdır. Bu amaçla atılması gereken ilk adım, çiftçiyi üretime döndürecek desteklerin artırılmasıdır. Bilindiği gibi ülkemizde 2006 yılında kabul edilen Tarım Yasası uyarınca çiftçiye destek amacıyla bütçeden ayrılacak fon en az milli gelirin yüzde biri oranında olmalıdır. Ne var ki, söz konusu yasanın çıkmasından bu yana çiftçiye verilen destek sürekli olarak bu oranın yarısı civarında kalmıştır. Yasanın tam olarak uygulanması çiftçiyi üretime döndürmenin bir ilk adımı olarak toprak tahsisinden çok daha yararlı olacaktır. Üstelik bu destek üretime katkıda bulunduğu için verilen para, ulusal gelir olarak fazlasıyla geri dönecek, bu ürünlerdeki ithalat oranı azalacaktır.

Bunun yanı sıra başta mazot olmak üzere tarımsal girdiler üzerindeki yüksek vergilerin oranının kalıcı olarak azaltılması da üretimi artırmak açısından arazi tahsisinden daha yararlı olacaktır.