1980’li yıllarda ülkemizin 45 milyon nüfusu vardı: Şu anda 85 milyon… Her yıl 1 milyon, 40 yılda 40 milyon kişi artmışız. Ve nüfus projeksiyonlarına göre daha 40 milyon nüfus daha eklenecek. Sonra belki duracak ve aşağıya doğru inemeye başlayacak.

Peki, Türkiye’nin tarım ve gıda üretimi yeterli mi? Yetecek mi?

Tarımsal ham madde ithalatı için 2019 yılında 9.4 milyar dolar ödemişiz.  5.4 milyar dolarlık da ihracat yapmışız. Aradaki fark 4 milyar dolar. Yani, 27- 28 milyar TL’lik buğday, soya, mısır, pamuk, mercimek gibi ürünler almışız. Ancak bu arada hemen belirtmek gerekir ki gıda ve içecek sektörümüz de 7 milyar dolar dış ticaret fazlası vermiş. Tarımsal ham madde  (hayvancılık dahil) ile gıda ve içecek sektörlerini birlikte değerlendirdiğimizde 3 milyar dolarlık bir dış ticaret fazlamız var.

İşte tarımda ithalatçı mıyız, ihracatçı mıyız tartışması da tam bu nokrada başlıyor. Tarımsal ham maddeleri tek başına düşündüğünüzde ithalatçı, gıda dış ticareti ile birlikte ele aldığınızda ihracatçı oluyoruz. Tartışmalar bu zemin üzerinde, ne yazık ki hangi siyasi taraftan baktığınıza göre uzayıp gidiyor. Oysa ki, bu kadar hayati gereksinimlerimizi karşılayan tarım ve gıda sektörüne kısır ve ucu kimseye yaramayacak siyasi tartışmalardan uzak yaklaşmalıyız.  

Yukarıda verdiğimiz resmi rakamlara göre aslından her şey gayet açık. Tarımsal ürünlerdeki dış ticaret açığımızı kapatmadan tam anlamıyla kendimize yeterliyiz diyebilir miyiz? Üstelik ithal ettiğimiz ürünler en temel, en stratejik ürünler ise, gıda sektörünün dış ticaret fazlasından tarımsal ham hammadde ithalatını çıkartıp, sorun yok diyebilir miyiz?   

2019 yılında tarımsal ham maddelerin ithalatına ödediğimiz para, aynı yılın tarımsal desteğinden 10 milyar TL daha fazla ise, tarımda her şey yolunda diyebilir miyiz?

Temel ürünleri daha fazla üretmenin yolu girdi maliyetlerinin düşmesinden, çiftçimizin daha çok kazanmasından geçiyor. Bu tamam. Ancak çok önemli bir başka konu da sulama.

Sulama olmadan olmaz

Tarım bilindiği gibi sulama ile birlikte büyük ivme kazanan bir üretim süreci. Suyun projelendirilmesi çok önemli. Sulamaya açılan alanlarda kuru tarımdan sulu tarıma geçildiğinden sulu şartlarda iş gücü ihtiyacı da artıyor. Ürün çeşitliliği ve ikinci ürün yetiştirme gibi olanakların artmasıyla yüksek sadece ürün değil istihdam artışları da beraberinde geliyor.

Türkiye’de resmi verilere bakıldığında 6,6 milyon hektar arazi sulanıyor. Ülkemizin 24 milyon hektar tarımsal arazi büyüklüğü de dikkate alındığında sulanan alanın çok kısa sürede 10 milyon hektara (ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir tarım alanı büyüklüğü 8,5 milyon hektar deniyor ancak, son yıllarda bu alanın 10 milyon hektar olarak revize edilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlarımız var.)  çıkması gerekiyor.  GAP projesinin tarımsal sulama ayağı kısa vadede bitirilmeli.

Toplam suyumuzun yaklaşık yüzde 70’ini, yer altı su potansiyelimizin yüzde 65’ini tarımda kullanıyoruz. Ülkemizin bulunduğu iklim şartlarında,  önümüzdeki birkaç on yıl boyunca kurak periyotların sıkça karşımıza çıkacağı tahmin ediliyor. Bu nedenle gerek yer altı sularının gerekse yüzey sularının verimli kullanılması, modern sulama tekniklerinin en üst seviyede kullanılması en önemli zorunluluklarımızdan.