Bu hafta Türkiye’de tarım sektörü içinde en dinamik alanlardan biri olan fide sektörünü ele alacağız.  1910’lu yıllarda Japonya’da başlayan fide üretimi 1950’lerde dünyaya yayılmaya başlamış. Ülkemizde ise, 1990’lı yılların ortalarına kadar çiftçilerimiz fidelerini kendi üretiyordu. Geleneksel aile işletmeciliği şeklindeki bu süreç bir dizi sıkıntıyı da beraberinde getiriyor; verimsiz, cılız, boya kaçan fideler dikiliyordu. 1994 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de ilk modern fide üretim tesisi kuruldu.  

Tarım sektöründe seracılığın gelişmesi ve hibrit çeşitlerin öneminin anlaşılmaya başlanması, üreticilerimizin kaliteli fideye olan talebini artırdı. Üreticimiz gördü, denedi ve hazır fideyi sevdi. Çünkü ürünlerde kalite ve verim arttı. İlk yıllarda 250 bin adet olan üretim 4 milyar adete ulaştı.

Ülkemizde Fide Üreticileri Alt Birliğine (FİDEBİRLİK) bağlı 149 tanesi sebze fidesi üreten toplam 161 işletme var. Geri kalan 12 işletmede ise tıbbi ve aromatik bitkiler ile çilek fidesi üretimi yapılıyor.  Belirtmekte fayda var; fide üretimi yapanlar 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’na göre FİDEBİRLİK’e üye olmak zorunda. Ancak ne yazık ki; bu kanuni şartı yerine getirmeden üretim yapan işletmeler var.

Bugün modern fide işletmelerinde neredeyse el değmeden üretim yapılıyor. Hastalık ve zararlı görülmesi ihtimali çok düşük. Üretimde öyle bir noktaya gelindi ki; bölgelere özgü ve zamanlama planlaması yapılmış özel fideler üretiliyor.

Kazanımlar Heba Olmasın

 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Balkaya, ‘’ Dünyada son yıllarda toprak kökenli hastalık ve zararlılar artamaya başladı. Küresel ısınmanın etkileri ve stres faktörlerini de düşündüğümüzde günümüzde en geçerli çözüm; dayanıklı çeşitler ve aşılı fide kullanımıdır. Bugün dünyada iyi tarım uygulamaları ve organik tarımda aşılı fideye ayrı bir önem veriliyor. Aşılı fidenin kök sistemi güçlüdür. Daha az su, daha az gübre, daha az ilaç gerektirir. Çiftçimizin masrafı daha düşük olur, ayrıca çevre dostu bir uygulamadır.’’ diyor.

Prof. Dr. Ahmet Balkaya, ‘’Bugün ülkemizde 12,8 milyon tonu domates olmak üzere 30 milyon tonu aşan sebze üretiliyor. Sebze üretiminde dünyada 4. sıradayız. Bu konuma tohum ve fide sektöründe sağladığımız atılımlarla geldik. Eskiden hazır fide sadece yazlık sebze üretiminde kullanılırken bugün kışlık sebzelerde de kullanılıyor. Üstelik talebi de gün geçtikçe artıyor.’’ ifadelerini kullanıyor.   

Balkaya, fide sektörünün yakaladığı başarının artması için önemli uyarılarda da bulunuyor; ‘’Üretimin modern seralarda, otomatik sulama, gübreleme ve havalandırma teknikleriyle yapılmasının devam etmesi gerekiyor. Gerekli şartları sağlamayan işletmeleri fidelik olarak kabul ederseniz mevcut kazanımlar heba olur. Ayrıca sektörün uzun süreden beri mücadele ettiği kayıt dışı ve kalitesiz üretim artar.’’

Verilmeyen Destek, Karmakarışık Vergi Sistemi

Hazır fide kullanımın yaygınlaşması bu kadar önemliyse hem fideyi kullanan çiftçimize hem de fide üreticilerine destek veriliyor diye düşünebilirsiniz ama yanılıyorsunuz. Çiftçiye destek yok. Her yıl sebze üretimi ve ihracatının artmasına seviniyoruz, daha da artmasının en etkin yolunun modern tekniklerin kullanımı olduğunu söylüyoruz ama kullanana ve üretene destek vermiyoruz.

Örneğin fidecilik sektörü yıllardır KDV sorununu çözmeye uğraşıyor. Hem verginin düşmesi hem uygulamasının değişmesi gerekiyor. Karma karışık bir sistem var. Hazır fidede KDV %8. En önemli talep %1’e düşmesi. İşin karmaşık tarafı ise şu; fide siparişi veren bazı bayiler ile ucuz ve uzun vadeli tohum alan üreticiler, tohumlarıyla birlikte fide işletmelerine gidip sadece yetiştirme talebinde bulunabiliyorlar. Bu durumda fidenin KDV’si %18 olarak uygulanıyor. Yani tohum hariç olursa fide üretiminde torf, perlit, vermikülit, gübre gibi yirminin üzerinde girdi kullanılarak yetiştirme yapılmasına rağmen üretim fason olarak değerlendirilerek çiftçiye mali yük getiriliyor. Üstelik çiftçimizin bu KDV’yi mahsup etme imkânı da bulunmuyor, maliyet artıyor. Tohumun alınıp alınmamasına göre KDV’nin değişmesi doğru bir mantık değil.  

Modern bir fide işletmesinin fabrikadan farkı yok. Fideliklerde kullanılan yoğun teknoloji ekipmanlarının ve yukarıda saydığımız girdilerin büyük bölümü ithal, fiyatları dövize endeksli. Tarıma üstü açık fabrika denir ya, fideliklerin üstü de kapalı. Buna rağmen sanayi olarak değerlendirilmiyor. Hadi bunu da geçelim, sanayi dışında kalan diğer sektörlere verilen KOBİ ( Küçük ve Orta Ölçekli İşletme) desteklerinden de yararlanamıyor. KOSGEB kapsamında değil. Daha doğrusu bu kararı verecek olan Bakanlar Kurulu… ‘’ Leblebi ve kavrulmuş çekirdek’’ imalatı yapan işletmelere destek var, fideliklere yok.

O zaman haydi, hep beraber çekirdek çitleyelim…