Tarımsal üretim, Koronavirüs (Covid -19) önlemlerine karşın tüm hızıyla devam etmek zorundaydı ve ediyor da. Ancak çiftçilerimizin de sürekli vurguladığımız sorunları da sürüyor. Bu sorunların bir bölümü yapısal bir bölümü ise uzun yıllardır uygulanan politikaların yanlışlığından kaynaklanıyor.

Ama ben ilk yazımda başka bir konuya değinmek istiyorum; aslında bir anlamda her şeyi onlar için yapıyoruz, geleceğimiz onlar... Çocuklarımız.

Belki de yemeyip yedirdiğimiz çocuklarımız.

Ülkemizde can yakıcı bir sorun uzun yıllardan beri devam ediyor. Hasat dönemi başladığında, yollara çıktıklarında, yollarda öldüklerinde, tarlalara, bahçelere girdiklerinde hatırladığımız, bütün yıl ellerinin emeklerini tüketmemize rağmen, güz mevsimi unuttuğumuz, günlük kazanan, günlük yaşayan ailelerin, mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının ve tarımda çalışan çocuk işçilerin yaşadığı sorunlar.

Veya yaşayamadıkları çocuklukları...

Belki de bu salgın sırasında hiç aklımıza gelmeyen bir geniş bir kesimden söz ediyoruz.  

Bizler bu dönemde çocuklarımızın sokağa çıkış gün ve saatlerini beğenmezken, onlar sürekli şehirlerarası göç etmek, güneş altında çalışmak zorunda.

Mevsimlik gezici tarım işçilerine ve çocuklarına Koronavirüs önlemlerinin uğrayıp, uğramadığını hiç düşündünüz mü?

Normal şartlarda bile asgari sayılamayacak koşullarda yaşamaya deyim yerindeyse mahkûm edilen bu kesim, temiz içme ve kullanma suyunun sınırlı olduğu, kanalizasyon alt yapısının olmadığı, temizlikten çok uzak -uzun yıllardan beri konteyner evler söz verilmesine rağmen- çok küçük çadırlarda 5-10 kişi hayatını sürdürüyor. İçlerinden biri hasta olursa diğerlerine bulaşmama olasılığı var mı sizce? 

Şanlıurfa’da, Adana’da, Mersin’de, Konya’da, Bursa’da, ülkemizin hemen her bölgesinde bu kötü şartlarda yaşamaya çalışan vatandaşlarımızın sadece Coronavirüs enfeksiyonu değil tüm bulaşıcı hastalıklar için risk grubu oluşturduğunu söylemek için sanırız hekim olmaya gerek yok.

Belki görmüşsünüzdür; gezici tarım işçilerinin kaldığı çadırların çok büyük bir bölümü su kanallarının kenarlarına kurulur. Bu bölgelerde sıvı ve katı atıklarından meydan gelen çevre kirliliği en üst seviyededir. Bırakınız sağlık taramalarını çöplerinin toplandığını çok nadirdir.

Biz Covid-19 aşısı beklerken, yapılan araştırmalara göre mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının sadece 3’te 1’i düzenli aşı olabiliyor. Yüzde 10’u ise hiç aşı olmamış.

Eğitim mi dediniz?

Küresel salgın sürecinde uygulanan uzaktan eğitim sistemini az veya çok eleştirdiniz, ''aman uzaktan eğitim olur mu, çocuklarımız motive olamıyor.'' dediniz değil mi?

Peki; Türkiye’de 6 – 18 yaş arasında ekonomik faaliyette bulunan 800 bini aşkın çocuğumuzun %45’inin tarım sektöründe haftada 40 saatten fazla çalıştığını ve yarıya yakınının okula hiç devam edemediğini biliyor musunuz?

Pandemi nedeniyle okullar erken kapandığı için, çalışmaya da erken başlayacağız diye sevinen ailelerin çocuklarının yeterli beslenme ve sağlık hizmetlerinden yararlanma ‘’şansları’’nın ne kadar olduğunu tahmin etmek zor mu?

Bu sorunların ortadan kalkması için belki onlarca madde bir çırpıda buraya sıralanabilir.Ama işin temeli ve politika üretirken unutulmaması gereken konu çocuğun iş gücüne ailenin ihtiyaç duyması gerçeğidir.

Çocuk iş gücü, ailelerin yoksullukla mücadelede aracıdır

Dolayısıyla ailenin yoksulluk durumu dikkate alınmadan yapılacak tüm çalışmalar, geçici halkla ilişkiler faaliyetidir.