“Türkiye, dünyada kendi kendine yetebilen yedi tarım ülkesinden biridir” söylemi daha biz ilkokul çağlarında iken sıkça duyduğumuz güzel bir söylem ve en önemlisi de, bir gerçekti.

Oysa bugün 70'li - 80'li yıllarda dilimizde sıkça kullandığımız bu ifade gerçekliliğini yitirdi, yitirtildi. Kulağa son derece güzel gelen bu söylemin altı zaman içinde, yönetenler tarafından tam doldurulmamış ve her geçen gün de geriye gitmesine adeta seyirci kalınmıştır.

Tarihsel geçmişimize şöyle bir bakalım, çünkü rakamlar yalan söylemez.

Ülke olarak 2003-2018 yılları arasında 95 milyar 260 milyon dolar tutarında tarımsal ürün ithal etmiş olup; 2018’de ise, 5,5 milyar dolar tutarında tarımsal ürünü ihraç ederken, 9,1 milyar dolar tutarında tarımsal ürün ithal etmişiz.

Yine rakamlara bakarsak; tarımın GSYH’daki payı 2002’de %10,27 iken; 2018 yıl sonu itibarı ile neredeyse yarı yarıya düşürek % 5,76’ya inmiştir.

Rakamlar cari olarak artarken,denge olumsuz yönde bozulmaya devam ediyor.

Peki, kendi kendine yetebilirlik ile kastedilen tam olarak nedir?..

Türkiye, halen bir tarım ülkesi midir?..

Gerçek üretici kimdir?

Üretimden para kazanılabiliyor mu?

Üretimde devamlılık var mı?

Destekler doğru ve yeterli mi?

Sorulması gereken daha pek çok soru var!..

Bugün gelinen noktada, sektörün acilen tartışmaya açılması gerekli. Yine bu yapılacak tanımlara göre, destek politikalarının yeniden gözden geçirilmesi mutlaka ama mutlaka şart.

En gelişmiş ülkeler bile üreticilerine cömertçe destek verirken, bizde bırakın yeterli desteği, kanunla belirlenmiş hakkını bile alamıyor üretici.

Peki bugünlere nasıl geldik?..

Biz 20.yüzyılı sanayileşme çabasıyla geçirirken, tarıma vermemiz gereken önemi vermedik, hatta ihmal ettik.

Tarımı bir iktisadi faaliyet alanı olarak görmedik. Oradan para kazanılacak, ekonomik katkı sağlayacak bir sektör yerine, köylülerin kırsalda yaşayanların uğraştığı sosyal bir yardım alanı olarak gördük.

Gelelim bu günlere; vergisiz canlı hayvan, et ve pek çok tarım ürünlerinin yurt dışından ithalatı

Son haber; "Sırbistan’dan 5 bin ton büyükbaş hayvan eti, 35 bin ton ayçiçeği tohumu yağı da dahil olmak üzere 59 farklı tarım ve gıda ürünü sıfır gümrükle ithal edilecek.

Bu ürünler detayı ile; Ayçiçeği tohumu (15 bin ton), Büyükbaş hayvan eti (5 bin ton), Havuç (Bin ton), Buğday (10 bin ton), Bezelye (50 ton), Mısır (2 bin ton), Erik (400 ton), Çilek (300 ton), Domates (Bin 500 ton), Pırasa (500 ton), Lahana (500 ton).

Sorarım size hangisi ülkemizde yetişmiyor?..

Peki kardeşim, kırsalda üretim sekteye uğrar ve işler yolunda gitmezse bu işten sadece kırsaldakiler mi etkilenir? Tabiki HAYIR.

Kırsaldaki istikrarsızlıktan, sektörün sadece paydaşlarını değil, aslına bakarsanız 82 milyon ülke yaşayanı direkt veya dolaylı olarak etkilenir.

Enflasyon, düşen alım gücü, tabi ki yetersiz ve dengesiz beslenme hatta AÇLIK.

Bilesiniz ki; temel sorunlar yıllardır yerli yerinde duruyor, faturası da her geçen gün herkesi etkileyecek şekilde ağırlaşıyor. 

Uygulanan bu yanlış politikalarla da karlı çıkan sadece, İTHALAT LOBİSİ ve YANDAŞLARI oluyor ve olacak.

Bu uygulamalar ve zihniyet önce üreticiyi, ardından da üretimi bitirir millet!..

Şunu herkes iyi bilsin; mesele sadece kırsalın meselesi değil; doğru tarım politikaları, hepimizin geleceği için çok ama çok kritik öneme sahip.

Hiçbir ülkenin, beslenmek gibi yaşamsal bir konuyu diğer bir ülkeye ihale etmek gibi de bir şansı yoktur ve olamaz.

Unutmayalım, dünyada oluşabilecek bir gıda krizinin, küresel barışı ve güvenliği de tehdit edeceği mutlaktır. Yani ‘’Gıda Savaşları’’ geleceğin mutlak kabusu olacaktır.

En kısa zamanda aklımızı başımıza alalım da kimse kabusla uyanmasın