TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yunus Kılıç, "AK Parti çiftçilere destek vermemiş olsaydı şu anda hiçbirinin ayakta durması mümkün değildi. Ancak bu politikalarımızı geliştirerek devam ettiremezsek birkaç yıl sonra köylere tonlarca para döksek, vatandaşın her tarafını altınla kaplasak bile kimse tarlada bir şey üretmeyecek." dedi.

Geçtiğimiz kış aylarında açılan tanzim satış merkezlerini anımsatan Kılıç, hükümetin fiyat düzenlenmesine aracı olduğunu ve devletin regülasyon görevini yaptığını belirtti.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın fırsatçılara karşı daha çok inisiyatif aldığını kaydeden Kılıç, yaz mevsiminin etkisiyle de piyasada sebze ve meyve fiyatlarının düştüğünü ifade etti.

Kılıç, kötü niyetli çevrelerin araya girmemesi durumunda üretici ile tüketicinin uzlaşacağı bir fiyatın ortaya çıkacağını söyledi.

“Fiyatların yerine göre değişmesi normal!”

Pahalılığın göreceli bir kavram olduğuna, ürün fiyatlarının mağazadan mağazaya, semtten semte hatta ilden ile değişebileceğine işaret eden Kılıç, "Bazı yerlerde bu farkın haklı gerekçeleri olduğu gibi bazı yerlerde ticaret ahlakı ile uyuşmayan durumlar olabilir. Mesela, Çankaya ilçesinde aylık 20 bin lira ödediğiniz bir manav dükkanındaki ürünün fiyatı biraz daha yüksek olur. Kars'tan alacağınız bir ürünün ayrıca bir nakliye maliyeti olacağından bu fiyata yansıyacaktır." dedi.

“Her ürünün bir maliyeti var”

Her ürünün bir maliyetinin olduğunu vurgulayan Kılıç, "Eğer biz 1 liraya salatalık veya domates alıyorsak bu 'üreticiyi öldürüyoruz' demektir. Üretici, 'zor günler yaşıyor' demektir. Oysa üreticinin ayakta kalması lazım. Fazla ödeyerek aldığımız ürünün parası üreticiye gidiyor mu? Olayın en üzücü tarafı bu. Ne yazık ki bu noktadan çok iyimser değilim. Bu noktada itiraz edenlerden birisi de benim. Üretici kazanmalı, ayakta durmalı, üretim şartlarını ve yaşam düzeyini medenileştirmeliyiz. Bunun için de üreticinin kazanması gerekir." diye konuştu.

Kılıç, sebze ve meyve üreticilerinin sorunları konuşulurken mutlaka perakendeciliğin de ele alınması gerektiğini söyledi.

 

Fiyatları söz konusu marketlerin belirlediğine işaret eden Kılıç, pazar payları çok geniş olan bu zincir marketlerin, ürünü elden çıkaramama gibi bir sorun da yaşamadığını kaydetti.

Kılıç, "Satış sorunun olmayan market zincirleri sürümden kazansa daha iyi olmaz mı? Vatandaşın mutfağına 1 kilo yerine 2 kilo domates girsin. Bu marketler bir kilodan değil de iki kilodan kazansın." değerlendirmesinde bulundu.

"Marketler kontrol altına alınmalı"

Marketlerdeki etiketleri özellikle incelediğini belirten Kılıç, "50 kuruşa bir ürünü almış ama 4,5 lira satış fiyatı koymuş. Aradaki farka baktığımda 2 lira raf maliyeti görülüyor. 50 kuruşa aldığın bir ürünün 2 lira raf maliyeti olur mu? Bu altın değil, gümüş değil, bu domates. Bu kadar merhametsiz bir fiyat artışı olur mu? Bu marketler kontrol altına alındığı takdirde Türkiye'de eli öpülesi üreticinin her zaman soframıza göndereceği bir ürün olacaktır." dedi.

Yunus Kılıç, market zincirlerinin "dayıbaşılar" aracılığıyla önceden mevsimlik işçileri ayarladıklarını, bundan dolayı üreticilerin hasat zamanı iş gücü temininde zorluk yaşadıklarını kaydetti. Kılıç, dayıbaşıların bu işten komisyon alarak para kazandıklarını, 10 bin veya 20 bin dönüm tarlası olan üreticinin fırsatçı zincir mağazalara zarar etme pahasına ürününü satmak zorunda kaldığını söyledi.

Üretici emeğinin karşılığını alamıyor!

Yaz aylarında sebze-meyve haline tonlarca ürünün geldiğini, bu bereket ve bolluğun her mevsimde ve aşırı fiyat farkı olmaksızın sürmesi için ürün planlamasının yapılması gerektiğini belirten Kılıç, "Mevcut sistemde üretici emeğinin karşılığını alamıyor. Bunu net bir şekilde söylüyorum. Üreticiyi yaşatmamız ve elinden tutmamız gerekiyor. Üretici çalışan adamdır. Hayatı tarlada, güneşin altında geçen adamdır. Ürününü sattığı zaman mutlu olması lazım. Üretici evine dönerken 'Bu yıl da emeğimiz boşa gitti' diyorsa burada bir sıkıntı var." şeklinde konuştu.

Yunus Kılıç, dünyanın birçok yerinde üretici birliklerinin, pazarın yüzde 26'sını kullandığını, Türkiye'de ise bu rakamın binde 3 civarında olduğunu aktardı.

Sektördeki sorunların çözülmesi için hal yasası üzerinde çalışıldığını, Meclis açıldığında teklifin gündeme geleceğini anlatan Kılıç, "Üretici birliklerine hallerde bedava yerler vereceğiz. Üreticiler mallarını kendisi satacak. Malın künyesi olacak, hangi ilaçların kullanıldığı bilinecek. Fiyatların yüksek olmasında asıl suçlu ne tefeci ne de komisyoncu; en büyük günah market zincirlerine aittir. Bunların kontrol altına alınmasının yolu üretici birliklerinin geliştirilmesi ve ürünün hale gelmesinden sonra dağıtılmasıdır. Ürün hale girecek sonra piyasaya sürülecek." ifadelerini kullandı.

"16 milyar lira destek verildi"

AK Parti'nin üreticiye sadece bu yıl yaklaşık 16 milyar lira destek verdiğini ve üreticinin bu destekle ayakta durabildiğini belirten Kılıç, şöyle konuştu:

"AK Parti çiftçilere destek vermemiş olsaydı şu anda hiçbirinin ayakta durması mümkün değildi. Ancak bu politikalarımızı geliştirerek devam ettiremezsek birkaç yıl sonra köylere tonlarca para döksek, vatandaşın her tarafını altınla kaplasak bile kimse tarlada bir şey üretmeyecek.

Çünkü şehirler kolay ve cezbedici yerler. Herkes kendisine göre bir gelecek kurabileceğini düşünüyor. Birçoğu geldiğine sonradan pişman olsa da geçen zaman içerisinde köyle bir alakası kalmıyor ve tarım alanlarımız kullanılamaz hale geliyor. Şu an kullanılmayan çok miktarda tarım arazisi var."

Fiyat dalgalanmalarının bir şekilde çözülebileceğini, bir ülkede asıl faktörün üretim olduğunu vurgulayan Kılıç, "Bir şey üretemezseniz tanzim satış merkezi kursanız bile ne satacaksınız? Üreticinin şevkini arttırmak zorundayız. Tarım araştırma enstitülerimiz var. Bunlarla Ar-Ge faaliyetlerini hızlandırmamız lazım. Çiftçimizi tarlada eğitmemiz gerekir." diye konuştu.

"Hayalim, Türkiye'nin gelir üretim modeline geçmesidir"

Türkiye'nin havza bazlı üretim sistemine geçtiğini ve sistemin 11. Kalkınma Planı'nda da yer aldığını anımsatan Kılıç, en büyük hayalinin 'gelir garantili üretim modeline' geçmek olduğunu, hükümetin de bu yönde adımlar attığını söyledi.

Kılıç, "Bu modelde çiftçi önündeki on yılları görebilecek. Çiftçi ile gerekirse 20 yıl sözleşme yapacağız. Ne üreteceğini ve ne kadar para kazanacağını çiftçi bilecek. İklimden, enerji ve diğer nedenlerden kaynaklanan maliyet artışları devlet tarafından karşılanacak. Çifti kendi ihmalinden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı mağdur olmayacağını bilerek hareket edecek. Çiftçi, emeğinin karşılığını mutlaka alacağını bilerek çalışacak. Bu model dünyada uygulanıyor. Bizim de bunu ülkemizde hayata geçirmemiz lazım." diye konuştu.

Yunus Kılıç, söz konusu modelin 5 yıl istikrarlı bir şekilde uygulanması durumunda artık çiftçiye ek destek vermeye bile gerek kalmayacağını, arz, talep ve fiyat dengesinin kendiliğinden oluşacağını aktardı.

“Köydeki bir kişi şehirdeki 10 kişiye bakıyor”

Tarım sektörünün süreklilik arz eden bir sektör olduğunu ifade eden Kılıç, AK Parti hükümetinin iktidara geldiği 2002 yılından beri bir üretime önem verdiğini, tarım üretiminde de artış yaşandığını kaydetti.

Köy nüfusunun 1980'li yıllarda yüzde 60'larda iken şu anda bu nüfusun yüzde 20 civarında olduğunu belirten Kılıç, "Yani eskiden köydeki 1 kişi şehirdeki 1 kişiye bakıyordu. Şimdi 1 kişi 4 kişiye bakıyor. Refah seviyesinin artmasına bağlı olarak artan tüketimi ve turist sayısını da ilave ettiğimizde şu anda 1 kişi şehirdeki 10 kişiye üretim yapıyor. Eskiye göre üretimimiz elbette fazla ancak bunun sürdürülebilir olması için yeni modellere geçmemiz lazım." dedi.